Cenevre sonrası son durum ve birkaç öneri...
Tarafların Cenevre’de cebine koyup, Lefkoşa’ya geldiği 6 maddelik yeni uzlaşı manzumesinde henüz beklenen gelişmeler sağlanmış değil. Ancak bu umutsuz olma anlamına gelmez.
Hatırlanacağı üzere, Genel Sekreter Antonio Guterres’in çağrısıyla toplanan gayri resmi konferansta, hem Temmuz ayı sonunda yeni bir konferans toplanması kararlaştırılmış, hem de o güne kadar tamamlanması planlanan 6 maddelik güven yaratıcı önlem karara bağlanmıştı.
Dışişleri Bakanı Tahsin Abi ve çok akıllı bazı çözümcü geçinen arkadaşlar tarafından o günden beri -tabiri caizse “gömülen”, dalga geçilen, “ne gerek vardı yahu Cenevre’ye gitmeye?” diye her fırsatta eleştirilen bu 6 maddelik mesele, hem yeni bir sürecin ilk işareti olması bakımından, hem de tarafların ‘samimiyetini’ teste tabi tutması açısından son derece önemlidir.
Ayrıca Kıbrıs sorunu uluslararası bir sorundur. Çözüm platformları da uluslararası mekanlardır.
Bir de “parasını siz mi ödediniz de derdi bu kadar sizi tuttu? Cenevre yollarında aç-bilaç gidip gelen biziz zaten, size ne?” diyesim var. Galiba bu vesileyle demiş oldum.
Efendim tek tek gidecek olursam, atanması düşünülen kişisel temsilcinin bir kez daha Marias Holguin olduğunu zaten Cenevre’de yaptığımız yayınlarda duyurmuştuk.
Holguin ismine, daha doğrusu herhangi bir temsilci atanması fikrine Cenevre’de karşı çıkan Ersin Tatar’ın, Lefkoşa’ya dönünce buna okey verdiğini, Türkiye’nin de aynı doğrultuda olduğunu yine Kıbrıs Postası üzerinden sizlere duyurmuştuk.
Ancak aradan geçen zaman içinde henüz resmi bir açıklama gelmedi. Sorduğum kimi BM ve diğer kaynaklar “açıklanmak üzere, eli kulağındadır” diye cevap verdiler ama sonuç olarak henüz bir şey açıklanmadı.
Tek açıklanan şey, tarafların 2 Nisan’da ara bölgede, Colin Stewart’ın mekanında bir araya geleceği ve konuları masaya yatıracağıdır.
Peki temsilci dışındaki diğer konularda durum ne?
Bir kere ara bölgedeki solar park meselesi zaten önceden anlaşılmıştı, şimdilerde yapılacak olan, sürece ilk çivilerin çakılmasıdır. Bu konuda henüz kayda değer bir gelişme yok.
Yine Cenevre’de kararlaştırılan gençlik ve iklim değişikliği komiteleri konusunda bir gelişme yok ancak bunlar zor konular değil.
İki tarafın da hazırlıklarını yaptığı ve 2 Nisan’daki toplantı sonunda komitedeki isimlerin açıklanacağı düşünülüyor. Ya da sadece kurulduğu duyurulabilir.
Ben bu komiteleri çok önemli buluyorum.
Yaklaşan yangın mevsimi dolayısıyla bence karşılıklı yardımlaşma için bir çeşit mekanizmaya dönüştürülmesi gereken iklim değişikliği komitesi, umarım boşuna kurulmaz.
Umarım çıkmaz ama olur da büyük bir yangın çıkarsa, hemen bu teknik komite üzerinden haberleşme ve gerekli operasyonel kararlar alınmalı, hemen yardımlaşılmalıdır.
“Rumlar yardıma hayır dedi”, “Türk tarafı istemedi” gibi zırvalıkları duymak istemiyoruz!
Bunun ne tanınma, ne de birine yama olmakla bir ilgisi var. Bunun dünyada bir tane Kıbrıs adası olmasıyla ve onun da hepimizin ortak evi olmasıyla alakası var!
Unutmadan, gençlik komitesi konusunda da Kıbrıslı Türk siyasi partilerinden gençlerin yaptığı “biz hazırız” açıklamasını çok olumlu karşıladığımı söylemek isterim.
Umarım bu komite kurulur ve iki tarafın gençleri, her iki tarafta da süren tabularla/kırmızı çizgilerle dolu yoz siyasi geleneğe alternatif olacak siyasetlerde buluşur.
Çünkü Kıbrıs adası böyle çözümsüz kalırsa o müthiş ve özlediği potansiyeline hiçbir zaman kavuşamaz!
Gençlerin bu gerçeği çok daha erken kavramasını, barış ve çözüm kültürünü geliştirmelerini tabii ki diliyorum.
Öte yandan, kamuoyunun en çok dikkat çektiği, önem verdiği madde olan “yeni geçiş noktaları” konusundaysa maalesef ‘havada su’ dövülme porsiyonu devam ediyor.
Haspolat ve Luricina geçiş noktalarına karşı Cenevre’de “2 kapı da benden” diyen Nikos Hristodulidis, görünen o ki Erenköy ve Kiracıköy geçiş güzergahları konusunda ısrar etmektedir. En azından benim duyumlarım bu yöndedir.
Kuzey-güney yönünde değil de ‘doğu-batı’ istikametinde bulunan bu güzergahlar, KKTC yetkililerinin ‘yetkisinin’ olmadığı askeri bölgelerle ilgili şeylerdir. Açılmaları için söz konusu bölgelerin askeri bölge olmaktan çıkartılması gerekir. Bu da KKTC siyasetinin özel doğası gereği çok zordur.
Çözümü en çok zorlayan lider olarak tarihe geçen Mustafa Akıncı’nın dahi, Derinya kapısı işinde tam 3.5 yıl bir nöbet kulübesine takıldığını hatırlatmak isterim!
Rum liderliği bunu iyi bildiğinden, bile isteye aynı noktaları gündeme getirmektedir.
Daha önce defalarca söyleyip yazdığım gibi, sınırsız ve askersiz bir ada istediğimi buraya tekrar not edeyim. Ancak 1 yıl askerlik yaptığım Erenköy’deki yaklaşık 3 kilometrelik geçiş güzergahının, o bölge sivile açılmadan işlevsel bir şekilde açılması imkansızıdır.
Bana sorarsanız o bölge, yani Koççina, çoktan sivile açılmalı, hatta daha da ileri gideyim, agro-eko turizm bölgesi olarak açılmalı, özel turizm bölgesi olmalıydı. Bakın özel diyorum, betonlaşmış kumar turizmi demiyorum!
Evet, bölgede yaşayan Rum halkının, Paşayamu-Mansura arasında bir geçişe ihtiyacı olduğu çok barizdir. Erenköy, çok stratejik bir şekilde bu geçiş tıkayan bir noktadadır.
Ve evet, yine Rum liderliğinin bu konuda çok baskı altında olduğu da bilinmektedir. Bölge muhtarlarının, Rum lidere, “bırak Kiracıköy işini, bizim Dillirga yolunu aç” dediğini Rum basınından zaten okuduk.
Kısacası o bölgeden geçiş haklı bir istektir. Ancak şartlara bakılınca, askeri bölgeden geçiş neredeyse imkansızdır. Ayrıca güvenlik yönünden sakıncalıdır da.
Kiracıköy işine gelince; bence Kıbrıs Türk tarafının 20 Ocak’ta ortaya koyduğu Luricina kapısı işi bu konuyu çözmüştür. Gayet uygun olan bu geçiş kapısı, tüm bölge için kolaylık geçirecektir.
Haspolat kapısı işi üzerinde de genel bir uzlaşı vardır. Geriye Lefkoşa içinden ayrı bir araçlı geçiş ve yaya geçişi konusu kalmaktadır.
Kaymaklı bölgesinden ayrı bir geçiş her ne kadar Haspolat (Mia-Milia) kapısı düşünüldüğünde gereksiz gibi görünse de çok işlevsel olabilir diye değerlendiriyorum.
Yine Lokmacı’ya alternatif belki Bandabuliya ya da Ermu sokağından bir başka yaya geçişi de işe yarayabilir.
Tahsin abim yeni sınır kapılarını gereksiz görüyorsa, bize düşen görev daha çok kapıda ısrar etmektir.
Neyse, uzatmayayım, Cenevre sonrası aşağı yukarı durum budur. 2 Nisan’da taraflar buluştuğunda, tam durumu anlayabileceğiz.
Sürecin pozitif bir şekilde takipçisiyiz. Ne kayıkçı kavgasına ne de hamasete ihtiyacımız vardır.
İhtiyacımız olan şey çözümdür, hem de hemen şimdi!

Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.